cih etti. Korumaktan kastım, baskıydı. Evin içindeki anlayışlı arkadaşım, söz konusu “dışarısı” olduğunda birden faşist bir diktatöre dönüşüyordu. Unutmayın, “Faşizm iki kişi arasında başlar.”
Az sonra vereceğim örnek cümleler benim ebeveynlerim tarafından kurulmuş değil; ama sizin kendinizi eminim yakın hissettiğiniz cümleler:
- Böyle giyinme.
- Şöyle konuşma.
- Yüksek sesle gülme.
- Kırmızı ruj sürme.
- Kırmızı oje sürme.
- Gece sokakta dolaşma. (Eve geç gelme.)
- Kime bakıyorsun sen? Bakma!
- Kime gülüyorsun sen? Gülme!
Ailemden uzaklaşıp toplum içine çıktığımda, kendimi hayvanlara; “öteki halklara”; Ermenilere, Kürtlere, homoseksüellere, translara v.b. yakın hissetmeye başladım. Çünkü onlar gibi ben de bu baskıcı toplumun ötekisiydim.
Öteki, ötekini anlar.
En büyük yanlış erkeğin baskı rejimi değil; en büyük yanlış bu rejimi kabul eden; içselleştiren birey. Erkek egemen toplumun kadınları, kendisini tanımadan önce, kendisini birine ait hissetmeyi istiyor. Bu özlemi ona duyduransa ya babanın eksikliği ya da babanın korumacı yaklaşımı. “Baba evinden ayrıldığımda beni kim koruyacak?” Baba evinden ayrıldığında seni sen koruyacaksın güzel kız.
Kadına, çocukluğundan bu yana hissettirilen “aczi yet” boşluğu bir başka adamın kolları arasında doyuyor. Kadın, sanki bu yapboz oyunu için doğmuş gibi bir algı var. Yanlış! Her birey kendisi için doğuyor. Göbek bağımız koptuğu anda, bu dünyada yapayalnızız. Arzumuz çoğalmak. Bütünleşmek değil. Bu hayata tek başına katlanılmaz; amacımız yanımıza yol arkadaşları almak. Bizi doğuran anne göbek bağımızın kopmasıyla gitti. Gelişmemizde katkısı olan babamız da artık orada duruyor. Biz yeni anneler, babalar peşinde koşmak yerine; sahip olduklarımıza sarılalım yeter. Bizim tek ihtiyacımız olan; yanımızda bizimle aynı tempoda koşacak olan arkadaş(lar).
Bir insana günlerce hasta olduğunu söylersen, kendisinin hasta olduğuna onu ikna edersin.
Nâzamandan bu zamana, kadına ve erkeği görevleri biçilmiş. Yuvayı dişi kuş yapacakmış; ekmeği erkek kuş getirecekmiş. Kolaya kaçmanın en kolay yolu bu olmalı! Birey, daha ne için doğduğunu; bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu sorgulamadan; kendini tanımadan ona rol biçiyoruz. “Askere gideceksin, ardından evlenip çoluk çocuğa karışacaksın. Senden bunu bekliyoruz.” Ya da “Ergenliğin geçecek. Büyüyüp serpileceksin. Evleneceksin. Evinin kadını olacaksın. (Belki çalışabilirsin de) Çocuk doğuracaksın. O çocuğu hem kendin için, hem eşin için, hem ailen için, hem de vatana millete hayırlı olması için yetiştireceksin. Sütünü bol, suyunu az koyarsan, üç yumurtayla çırparsan…
Bu toplum kadını, hem erkekten soğutuyor hem de erkeğe muhtaç kılıyor.
“Dışarısı tehlikeli.” Tüm erkekler daha tehlikeli, daha korumacı olmanın peşinde. İçinde “koruma” güdüsü olmayan bile, daha korumacı olmaya çalışmakta. Kendine güveni azaldıkça, vahşiliği artan erkek topluluğuyla dolu ortalık. Bizi uyaran “büyüklerimiz” haklı. Dışarısı tehlikeli. Dışarıdakiler kim?
Evet, erkekten soğutuyor; sonra da bizi erkeğe muhtaç kılıyorsunuz. Evet, sokakta bin türlü sözlü, elle tacize; hatta tecavüze uğruyoruz. Evet, korunmaya ihtiyacımız var. Evet, sonunda insan gücüne; daha kuvvetli birine bizi koruması için ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü bizim bir erkek gücüyle baş etmemiz mümkün değil. Paradoksun farkında mısınız?
Psikanalist Otto Rank, yaşadığımız korkulardan biri olan "yaşam korkusu"nu çok güzel özetliyor.
"Bu, özerk olarak yaşama korkusudur, kendini terk edilmiş bulmak korkusu, bir başkasına dayanma gereksinimi. Bu korku, kişinin kendini, ilişkiye girilebilecek bir benliği kalmayana dek bir ilişkiye fırlatma gereksiniminde kendini gösterir. Kişi gerçekte sevdiğinin bir yansısı haline gelir - eninde sonunda eşini sıkmaya başlar. Bu korku çoğunlukla kadınlarda görülür." Rank, bu korkunun tersinin "ölüm korkusu" olduğunu söyler. Bu, diğeri tarafından tümden emilme korkusudur, kendi benliğini ve kendi özerkliğini yitirme korkusu, bağımsızlığının alınıp götürülme korkusu. Rank, bu korkunun çoğunlukla ilişkinin çok yakınlaşması halinde hızlı bir ricatla sıvışıp kaçmak için arka kapıyı aralık tutmayı kollayan erkeklerde yerleşmiş olduğunu söyler.
Derin nefes alıp verin.
Başka bir dünya mümkün.
